20 Mayıs 2015 Çarşamba

Take me out to the ball game




Ellerim.. Buruşuyor beklerken. Neyi beklediğimi bilmeden, bekleyip beklemediğimi bile bilmeden ellerim buruşuyor.

Hayatı kitaplardan öğrenmek istemiyorum. Başkalarının hayatlarını da öğrenmek istemiyorum. Bir balkon istiyorum, hafifçe güneş süzülsün ince perdemin arkasından.. Ayaklarım çıplak olsun.

Bir an yaşamıştım böyle.. Ne mutlu bir andı. Elimde bir kitap vardı ve sanki saçlarım ıslak mıydı ne..?

Dün bir koşuya katıldım. Kısa mesafe idi, ama hayli kalabalıktı. Yokuş yukarı, güneşin altında koşmak biraz zorlasa da binaların arasından dostum denizi görmek aklımı yaşadığım bedensel zorluktan alıp rüzgarla oynaştığımız o tatlı anlara götürdü. Herkes aynı şeyi yaşar ama onu nasıl deneyimlediğimizdi değil mi önemli olan..? Biraz hile yaptım canım, kabul ediyorum.. Anı yaşamak diye ortalıkta bilmiş bilmiş nasihatler verirken kalkıp bu ikiyüzlülüğü yaptığım için kendimle gurur duymuyorum elbette. Ama ne yapıyorsak mutlu olmak gayesiyle yapmıyor muyduk..? Bazen de bilerek terli terli su içmiyor muyduk..? Koşudan sonra bitiş noktasındaki parkın çimlerine yayıldım. Aykkabılarımı ve çoraplarımı çıkarttım. Parmaklarımla çimleri yokladım, her şey yerli yerindeydi. Ben ne kadar koşsam da ne kadar harcasam da, geri döndüğümde her şey bıraktığım gibiydi.

(Koşudan önce ortalıkta manyakça esneme-ısınma hareketleri yapan bir grup ciddi insanı ise hiç anlayamayacağım.. )

Ben durmaktan yanaydım. Zihnimi hazırlamadım, bedenimi esnetmedim. Sadece koşacağım.. Birşey beklemeden, bir yere varmaya çalışmadan, kalabalığın içinde kaçıncı olduğumu umursamadan.. Ellerime baktım sonra, uzun zamandan sonra ilk defa ellerime baktım. Sanırım saçlarım da ıslaktı o gün..








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder