7 Mayıs 2015 Perşembe
Sulu Ķöfte ve Pembeleşen Gri Ruhlar
Mahmut'un öndeki iki dişinden biri kırık.. Hoşgeldin ablam, derken gülüyor. Kırık dişini, nice savaş alanlarında ön cephede carpışırken aldığı yaraları gururla taşıyan bir savaşçı gibi gösterircesine.. Sarı ışıklarla pırıl pırıl süslediği camlı yemek tezgahına doğru yönlendiriyor beni. Her biri birbirinden vasat 6-7 Zeytinyağlı, etli, türlüden en güvenlisine değil de nedense baklaya gidiyor gözüm.. Güzel beceremezsen pişirmeyi, ne esnaflığın kalır ne Mahmutluğun çünkü.. Bakla affetmez. Cesur olacak ne vardı şimdi.. Hep artistlik peşindeyim hep..
Madem battık bir kere, Mahmut abi, yarım porsiyon da sulu köfte gönder. " Allahim, biri beni durdursun, göz göre göre aç kalacağım..!!" Abi.. biraz da bulgur ver bari..
İki yeni yetme garsondan biri getiriyor kocaman kocaman tabakları masaya. Yeni moda dar kotlardan giymiş, altına da çakma adidas. Gözlerim, faltaşı gibi açılıyor. Mümkün değil bu kadar çok yemeği bitiremem! Bizde az bu..Esnaf lokantasi burasi.. aldığım tek cevap oluyor.
Rica minnet yemeklerin yarısını geri göndertiyorum. Haydi bakalım, dönüşü olmayan o noktadayım. Al eline çatalı, kuzu kuzu ye.. İlk çatalı baklaya atıyorum. Başka şeyler düşünüp zihnimi meşgul ederek en azından bu başarısız baklanin tadını almadan bu işten yakamı sıyıracağıma eminim. Açlığı yaratan allah, bir bildigin vardı herhal.. Bu bakla gerçekötesi olmuş. Kadife kadife..!!!
Hangi ara tabağı yarıladım farkında değilim. Kendimi kaybetmişim.. Bakladan aldığım haz ile burdan ayrılmak ve köfteyi denemek arasında gidip geliyorum. İyi ki 6 tane kocaman köfteyi yiyemem abi ben bunun hepsini deyip 2ye düşürtmüşüm.. Akıllı kız. Köfteyi deneyecegim.. Ne kadar kötü olabilir gibi telkinlerle ilk çatalı atıyorum. Küçük bir parça. Aklımda yine aynı meşgul etme taktiği, ağzımda o güne kadar tattığım en leziz köfte!! NE?? leziz mi?? BU.. Bunu nasıl yaparlar!!
Bu köfte, iki haftadır çektiğim aşk acısından tutun da dünden beri canımı okuyan diş ağrısına, tüm sorunlarıma, depresyonuma, kusurlarıma, tüm komplekslerime ve çatışmalarıma, kendime yediremediğim duygularıma, sürten burnuma, verilmiş payıma, uğradığım haksızlıklara, beceriksizliklerimin toplamına, başarısızlıklarımın ortak paydasına, gelmişime geçmişime o kadar iyi geldi ki..!!!
Karşı masada biri keman çalıyor biri darbuka. Mahmut abi, köftesine ne övgüler düzdüğümden habersiz, Roman havalarının kulağına değen notalarından şenlenerek yanıma geliyor. "Yemek yerken telefonuyla oynayanlara cok kızıyorum. Alıcam o telefonları elinizden" diyor kaygısızca. Pahalı ve menüsü yabancı yemeklerle dolu konsept restaurantlarda çalışan ruhsuz garsonlara inat, muhtemelen Roman havasının verdiği gevşeklikten kaynaklı, bir eli cebinde bir eli yanımdaki duvara dayalı..
Ama seni yazıyorum diyorum. Haa.. diyor o zaman başka.. Tam anlamıyor internet şeylerinden, ama önemlidir herhalde diyor. Bir yerlerde -muhtemelen otobüste, atm sırasında yada yan masada- duymuş çocuklar konuşurken.. Utanıyor, içeri kaçıyor.. Pırıl pırıl yemek tezgahının arkasına atıyor kendini güç bela -ama çaktırmadan, sessizce, yavaşça- Sanki oğluma alcam dedim.. Ama öylesine utanıyor. Gizli sığınağına, en iyi yaptığı şeyin arkasına saklıyor kırık dişini. Leziz yemeklerin büyüsüne kapılıp kimse onu görmemiş orda, görünmez olmuş uzun zamandır. Yani biliyor, utandığı zaman nereye kaçacağını.
Sonunda kuytusundan çıkıyor, o da ben yemeği bitirince. Beğendiniz mi? diyor. Dükkan sahibi ya.. Ve bir çay söylüyor bana.
Amaçsızca arka sokaklarda dolaşırken günümü griden pembeye dönüştüren bir yerdi Mahmut'un Esnaf Lokantası. Farkında mı acaba, artık büyük mutluluklar peşinde koşmaktan yorulmuş ve inancını yitirmiş kayıp ruhların, tahta masalarında oturup sulu köfteye övgüler düzerken pembeleştiğini..? Bazen çok ciddiye almamak lazım. Hayat dediğin iki sulu köfte ve bir kırık dişten fazla ne ki..
Not: Bir daha yolum düşmez oraya. Yine de baktım, 876 sokaktaymış Kemeraltında.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder