Bugün Chucky'nin dogumgünü. 2 ayri mekanda kutlanacak.. Diyorlar ya hep, dogum acısını unutur insan. Nitekim öyle oldu bana da. Her ne kadar unutmak istemesem de deneyimlediğim acı zihnimden yavaş yavaş ama çaktırmadan silinmiş gitmiş. Bugün Chucky'nin siparişi Minion
Cupcake'sileri yapmaya çabalarken ister istemez o kara gün aklıma geldi.. O güne kadar ne bir dikiş yemiş ne bi tarafı kırılmış, kanamış ben; *NHS'in boklu koridorlarinda karpuz gibi ikiye çatlamakla meşgulken.. Hemi de kesintisiz 14 saat boyunca!
Yine de itiraf etmeliyim ki planlanmış kadar kitabına uygun oldu her şey. Organizasyon şirketine versek bu kadar hatasız olamazdı.. Due tarihimi 12 gün geçmişim, bekle babam bekle, kiddo gelmiyor. Bizde endişe arttıkça NHS ebeleri o kadar rahat.. Mister'ın paternity leave'si var 2 hafta. O da başlatmıyor bir türlü iznini. Hepimiz bekliyoruz, benim endişem artık günleri görmüyor bile.. Geçen her dakika çileli bir ömür gibi..
Ağlıyordum o akşam hüngür hüngür.. Küveti ılık suyla doldurup içine oturmuş, kiddoyu ikna etmeye çalışıyordum dışarıya bir şans vermesi için.. Mister iznini başlattı o akşam. Beni küvetten usulca çıkarttı, sarıp sarmaladı, nazikçe kuruladı saçlarımı. Göbeğime ters bir bakış fırlattı şakayla karışık.. Sen hele bir gel, bak anneni üzmek neymiş göstericem sana dedi çarpık çurpuk İngilizcesiyle. Beni oyalasın diye adını yazdığım ve komik bir baykuş ile süslediğim kanaviçemi banyoya girmeden hemen önce tamamlamıştım. Ona simgesel bir anlam yüklemiştim. Bunun bitmesini bekliyor diye inandırmıştım kendimi. Kanaviçe bitmiş ama kiddo gelmemişti. Elimde başka bir çare kalmamıştı artık, ona ağlıyordum..
Neşemi getirsin diye ne şaklabanlıklar yapılıyordu evde, babam annem ablam ve Mister bir olmuş bir tiyatro kurgulamışlar. Eh ben de güldüm önce nezaketen. Sonra eğlendik o gece be.. Yatakta da kıkırdamaya devam ettik geç saatlere kadar. Sabah iyice dinlenmiş vaziyette tam 11'de uyandım gülümseyerek (seni gafil) tam yataktan çıkacakken belime keskin bir ağrı girdi. (Textbook labour başlasın) sırt ağrımı yattığım yatağın dandikliğine bağlayıp yukarı, tuvalete çıktım. Sabah işimi gördüm, suyum geldi. Hem de klozete.. Allahım ne derli toplu insanım, etrafı kirletmedim..! Usulca annemle babamın yattığı odaya girdim, hadi kalkın artık, doğum başladı dedim. Bende bir bilgelik..bir huzur..bir dinginlik ki sorma, sanırsın profosyonel doğurucuyum.. Annemle babamın elleri ayakları dolandı birbirine.. Saçma sapan heyecanlar içine girdiler. Herkeste bir koşuşturma. Kimisi kahvaltı hazırlıyor, kimisi çanta. Ben kenarda durmuşum, dünya önümde fast forward akıyor sanki..
O dinginlik kısa sürdü. Sancılar başlayınca.. Sonrası hayal meyal. Çinli bir hemşire, Çinlilere özgü disiplini ile kaç santim oldugumu ölçer ve 2 santimken bu kadar bağırırsam doğum esnasında yanacağımı söyler. Kendine hakim ol kızım, ohooo çattık.. deyip 2 Paracetemol verir. Allah razı olsun.. Ama nasıl canım yanıyor anlatamam.. Dizlerimin bağı çözülmüş.. Kendimde değilim. Bir kaç saat sonra farkettiler ki ben hızlıca çatlamışım, az sonra kiddoyu çıkartacağım.. Meğersem canım gerçekten yanıyormuş, benim hüsnü kuruntum değilmiş. İki kat aşağıdaki doğumhaneye yürüyerek inerim ben deyip gönül koyduktan hemen sonra, ağzımın payını vermek istercesine gelen şiddetli sancımla, gurumu hastane koridorlarında bırakıyor ve tekerlekli sandalye ile tıpış tıpış asansöre ittiriliyorum. Epidural yapmaya vakit bile kalmamış mııı...? NEEEYYY...!!!! Gülme gazı deniyor bir meret soluyorum, kafam bir milyon oluyor. Apar topar getirilen anestezi uzmanı, yer mantarı Hintliye ilan-ı aşk edip oracıkta hemen evlenmemiz için ayaklarına kapanıyorum, yine hayal meyal.. Gerisi malum, ittir kaktır, " now..one! push..!! Now.. two! push..! Now breathe.. slowly..now push!! Polonyaya giden, Polonyalı gören bilir.. Ne geniş bir alınları, ne büyük kafaları olduğunu. Hey yumurtaya can veren allah, bir bildiğin var idi herhal, kaderimi Polonyalı'dan üremeye mahkum kılarken..
O kara günden hatırladığım doğar doğmaz göğsüme konan 3 kiloluk sıcak pelte. Pespembe..buruşuk buruşuk. Bir başka sıcaklık yanaklarımızdan süzülen gözyaşları, mister başucumda o ağlıyor ben ağlıyorum. Biraz önce anne baba olduk..
Doğumgünlerinin neşe ile kutlanmasının nedeni budur. O göğüsteki 10 saniyelik sıcaklığın 14 saatlik (ve 9 ay, ve en azından 18 senelik kahır) işkenceyi unutturması, benim gibi birine miniondan cupcake yaptırması ve kimbilir daha nice sınavlar bekliyor beni- açıklanabilir bir şey değil.
Derken cupcakeleri bitiriyorum. Gururla mini pizzalarımın yanına koyup köklerine kadar unlanmış saçlarımı tarıyor, ütüsüz gömleğimi giyiyor ve rujumu sürüyorum. 10 saniyelik sıcaklık, 3 yıllık koşturma ve 2 saniyelik ayna bakışı sonrasında yine de eh fena değilim.. elimde nevalelerim, yola atıyorum kendimi. Mırıldanıyorum, stars shining bright above you, night breezes seem to whisper i love you..birds singing in the sycamore trees..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder